ÜMMETİN HARİKASI: BEDİÜZZAMAN
Said Nursi, 1877 yılında Bitlis’in Nurs köyünde dünyaya gelmiş ve hayatını İslam’ın hakikatlerini anlatmaya, insanlara imanı sevdirmeye adamış büyük bir İslam âlimidir. “Bedîüzzaman” yani “Zamanın harikası” unvanıyla anılan Nursi, özellikle 20. yüzyılın başlarında İslam’ın çeşitli saldırılara karşı karşıya kaldığı dönemde, iman hakikatlerini savunarak büyük bir mücadele vermiştir.
Said Nursî Nasıl Bir İnsandı?
Zeki ve Hafızası Güçlüydü:Henüz genç yaşta çok güçlü bir hafızaya sahipti. Kısa sürede birçok kitabı ezberleyebiliyordu.
Derin Bir Âlimdi: Medrese eğitimi almış, tefsir, fıkıh, kelam gibi birçok İslami ilimde derinleşmişti.
İslam’a Hizmete Adanmıştı: Hayatını tamamen iman hakikatlerini anlatmaya adamıştı. “Ben imanı kurtarmaya çalışıyorum” diyerek bu gayesini net şekilde ifade etmiştir.
Dünyadan Zühd Ehliydi: Mal, makam veya şöhret peşinde olmamış, sade bir hayat yaşamıştır.
İslam Uğruna Neler Yaptı?
1. Risale-i Nur’u Yazdı: En büyük hizmeti, iman hakikatlerini akıl ve mantık temelli bir şekilde anlatan Risale-i Nur Külliyatı’nı yazmasıdır. Bu eserler Kur’an tefsiri niteliğindedir.
2. Sürgün ve Hapislerle Mücadele Etti: Cumhuriyetin ilk yıllarında dini faaliyetlerinden dolayı defalarca sürgün edildi (Barla, Isparta, Kastamonu, Emirdağ vb.)
Said Nursi’nin mücadelesi, sadece bir din adamının vaazlarıyla sınırlı kalmamış; o, aynı zamanda fikrî, sosyal ve siyasi alanlarda da aktif bir şekilde yer almıştır. Genç yaşta büyük bir ilim sahibi olan Nursi, medreselerde klasik İslami ilimleri öğrenmiş, aynı zamanda fen bilimleriyle de ilgilenerek din ile bilimi mecaz etmeye çalışmıştır. Bu yaklaşımı, onun çağının ihtiyaçlarına uygun bir din tebliğ tarzı geliştirmesini sağlamıştır.
Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, dinî hayat üzerinde artan baskılara karşı Said Nursi, “manevi cihat” anlayışıyla hareket etmiş ve silahla değil, kalemle mücadele etmeyi tercih etmiştir. Bu dönemde kaleme aldığı Risale-i Nur Külliyatı, iman ve Kur’an hakikatlerini açıklayan, akıl ve kalple imanı kuvvetlendirmeyi amaçlayan eserler bütünü olmuştur. Risaleler, özellikle materyalist ve pozitivist anlayışların etkisi altında kalan gençlerin yeniden imanla buluşmasına vesile olmuştur.
Said Nursi, defalarca sürgün edilmiş, hapsedilmiş, baskıya uğramış ancak hiçbir zaman davasından geri adım atmamıştır. Onun mücadelesi, sabır, metanet ve teslimiyetle örülmüş bir yolculuktur. Şartlar ne kadar zor olursa olsun, Nursi, “Benim vazifem tebliğ, hidayeti veren Allah’tır” diyerek hak bildiği yoldan sapmamıştır.
Said Nursi’nin en büyük ideallerinden biri, “Asrımızın en büyük farz vazifesi, imanı kurtarmak ve kalplere Allah’ı tanıtmaktır” düsturuyla, insanların dünya ve ahiret saadetini kazanmasıdır. Onun bu mücadelesi, bugün hâlâ milyonlarca insanın okuduğu Risale-i Nur eserleriyle devam etmekte ve İslam’a hizmet yolunda bir ilham kaynağı olmaktadır.
Hayatı üç döneme ayrılır:
1. Eski Said Dönemi: Gençlik ve Osmanlı’nın son zamanlarında geçen dönemdir. Bu dönemde siyasî ve sosyal meselelere ilgisi fazladır. İslam dünyasının geri kalmışlığını sorgulamış ve çözüm yolları aramıştır. Doğu Anadolu’da medrese usulünü ıslah etmeyi hedefleyen “Medresetüzzehra” projesini savunmuştur.
2. Yeni Said Dönemi: I. Dünya Savaşı ve sürgünlerden sonra başlayan bu dönemde siyasetten tamamen çekilmiş, daha çok imanî meselelerle ilgilenmiştir. Bu dönemde Risale-i Nur eserlerini kaleme almış ve halkın imanını kuvvetlendirmeyi gaye edinmiştir.
3. Üçüncü Said Dönemi: Hayatının son yıllarını kapsar. Bu dönemde hem Yeni Said’in çizgisini sürdürmüş hem de cemaatinin teşkilatlanmasına dair bazı adımlar atılmıştır.
Samimiyeti
Said Nursi’nin en çok dikkat çeken yönlerinden biri, samimi ve ihlâslı oluşudur. Risale-i Nur’un birçok yerinde “ihlâs”, yani Allah rızası için amel etmek en temel prensiplerden biri olarak vurgulanır. Kendisi:
Dünya menfaatinden uzak durmuştur. Para, mevki, makam gibi şeylere karşı ilgisiz kalmış, eserlerini hiçbir karşılık beklemeden yaymıştır.
Zorluklara sabretmiştir. Defalarca sürgün edilmiş, hapsedilmiş, zehirlenmiş ama yine de davasından dönmemiştir.
Talebelere sadece bilgi değil, ahlak da vermiştir. Onlarla hem bir dost hem bir mürşit gibi ilgilenmiş, ihlâs ve sadakat üzerinde durmuştur.
Özellikle şu sözü onun samimiyet anlayışını yansıtır:
“Ben kendimi beğenmiyorum. Beğenilmekten de Allah’a sığınırım.”
Said Nursi, gösterişten uzak, sade bir hayat yaşamış ve İslamî hakikatleri anlatmak uğruna her türlü fedakârlığı göze almıştır. Bu yönüyle hem bir mütefekkir hem de bir dava adamı olarak iz bırakmıştır.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
| İMSAK | GÜNEŞ | ÖĞLE | İKİNDİ | AKŞAM | YATSI |
| 04:22 | 05:44 | 11:45 | 14:58 | 17:34 | 18:49 |