SULTAN'UŞ ŞUARA: NECİP FAZIL KISAKÜREK

28.11.2025 22:31:35
SULTAN'UŞ ŞUARA: NECİP FAZIL KISAKÜREK

 Her toplum kendi kökleri ile vardır ve varlığını bu kökler aracılığı ile devam ettirir. Bu kökleriyle bağı zayıfladığı toplum yok olmaya mahkumdur. Bu yüzden bizim de kendi ülkemizde, bu topluma mal olmuş, bu topluma kök salmış şahsiyetleri bilmemiz ve tanımamız lazım gelir. Ben de bu yazımda bu topraklarda yaşamış yazı ve şiirlerinde İslami düşünceyi merkeze alan ve eserlerinde büyük bir ustalıkla nakış işleyen üstad Necip Fazıl'ı anlatmaya çalışacağım.

26 Mayıs 1904'te İstanbul'da doğan Necip Fazıl, gençlik yıllarını Batılı eğitim kurumlarında geçirmiştir. Burada aydın biri olması beklenirken Necip Fazıl, bohem bir hayat içerisinde çırpınıp durmuş, tabiri caizse en dibi görmüştür. Bu yılların ardından ülkesine geri döndükten sonra 1925'te ilk şiir kitabı olan "Örümcek Ağı"nı çıkarır. Bunu takip eden yıllarda "Kaldırımlar"ı ve daha sonra onun tanınmasına vesile olan üçüncü eseri "Ben ve Ötesi" ni yayımlar. Tabii bu kitaplarda, "O ve Ben" adlı eserinde ikiye ayırdığı hayatının birinci bölümü olarak nitelendirdiği Paris'te geçen bohem hayatın izlerine rastlamak mümkündür.

 

"O ve Ben" eserinde hayatını iki kısma ayıran Kısakürek, bu kısımları eserinde hayatını kökünden sarsıp değiştirecek kişi olan Abdülhakim Arvasi hazretleri ile tanışmadan önce yani "Ondan önce" ve "Ondan sonra" olarak iki bölümde kaleme almıştır. O, yaşadığı bohem hayatı şu sözlerle daha iyi anlayabiliriz: "Paris'in gündüzünü görmedim, gecelerini gördüm."Tabii ileriki yıllarda bu yaşadıklarından dolayı duyduğu pişmanlığı ve tekrar bu kötü günleri yaşamamak ve ona bu kötü yılları hatırlatanlara karşı ise Üstad şu sözlerle cevap verir: "Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplüğü de ancak kediler ve köpekler karıştırır." diyor.

 

Türkiye'ye döndükten sonra eski yaşadığı hayattan memnun olmayan Kısakürek, "asıl" yaşanması gereken bir hayatın olduğu düşüncesine dalıyor ve bir arayış içerisine giriyor. İşte tam da bu yıllarda yine içsel bunalım ve karamsarlıklar arasında bulunan Kısakürek, bir gün seyahat ettiği Kadıköy vapurunda karşılaştığı bir zâtın ona "Bundan sonra seni başka bir hayat bekliyor"deyip ardından  “Senin aradığın Beyoğlu'nda Ağa Camii'nde cuma günleri vaaz ediyor." diyerek yanından ayrılması ile bu arayışı daha da bir alevleniyor. Sonunda 1943 yılının bir cuma gününde yanında bulunan arkadaşı Abidin Dino ile birlikte Beyoğlu Ağa Camii'ne girerler. Ve artık vuslat gerçekleşmiştir. Necip Fazıl, hayatını hem zihinsel hem fiziksel anlamda kökünden değiştirecek olan Abdülhakim Arvasi  hazretleri ile tanışır.

 

Hayatında köklü değişime vesile olan hocasından şu dizelerle bahseder: "Bana yakan gözlerle, bir kerecik baktınız;/ Ruhuma, büyük temel çivisini çaktınız." Bu tanışma, Kısakürek'in hayatının dönüm noktalarından biri olur. Arvasi hazretlerinin öğretileri, Necip Fazıl'ın düşünce dünyasında derin bir değişim yaratır ve Ona İslam'ı doğru anlamaya yönelik bir rehberlik sağlar. Tıpkı bir pusulanın kıbleyi bulması gibi gerçekleşen bu buluşmadan sonra Necip Fazıl'ın kalemi artık sadece sanat için değil; iman, dava ve hakikat için çalışacaktır. Bu yaşadıklarını şu dizelerle özetlemiştir adeta:

 

"Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum.

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum."

 

"Benim davam, iman ve İslam davasıdır. Bu davayı, her şeyin üstünde en büyük hakikat olarak gördüm. Bu dava uğrunda nefsimi ayaklar altına alırım, her türlü fedakârlığa katlanırım.” Sözleriyle İslami hayatının merkezine alan, uğruna bedel ödemeye hazır, nefsini ayakları altına almış bir dava adamı olarak karşımıza çıkıyor Üstad.

 

1943 yılında bu dava uğruna yaptığı çalışmalardan biri olan "Büyük Doğu" dergisini çıkartır. Bu dergi aslında sadece dergi olmanın ötesinde daha büyük bir anlam taşır. O bir mekteptir adeta. Derginin amacını üstadın kendi ifadeleriyle belirtmek gerekirse: "İslam'a dayanan, yerli, köklü, ahlaklı, ruhlu, imanlı bir nesil yetiştirmektir." şeklinde olacaktır.

 

Dergide yayınlanan "Genç Adam" başlıklı şiirinin bir dizesinde şöyle der:

"Genç adam!

Bu davaya omuz vermezsen hesabını veremezsin.

Mazlumların, yetimlerin, imanı kaybetmiş nesillerin yükü omzunda!”

 

Burada Üstad, İslam'ın sancaktarlığını gençlerin yapabileceğini, bu dinamizmi ve enerjiyi onlarda gördüğünü belirterek kendisi de bu konuda büyük çabalar sarf etmiştir. Gerek yazıları ve şiirlerinde gerekse verdiği konferanslarda bu konuyu hep dile getirerek bunun üzerine büyük çaplı çalışmalar yapmıştır.

 

İnandığı dava uğruna verdiği mücadelede her dava adamının rastladığı gibi Necip Fazıl da büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Yayınladığı dergi birçok kez kapatılmış (13'ten fazla) ve tekrar açılmıştır. Tüm bu olanlara rağmen ise toplam 512 sayı çıkarılmıştır ve derginin basımı 1978’de yasaklanmıştır. Hayatını "Büyük Doğu"ya bu fikir ve aksiyon adamı ise her seferinde ilk günkü gibi azim ve gayretle dergisini yeniden çıkartarak bu fikir ve mücadelesinden asla vazgeçmemiştir. "Büyük Doğu bir ideolocya hamlesidir... Ben onun neferiyim." diyerek her seferinde daha büyük bir inançla, yorulmak bilmeksizin yoluna devam etmiştir.

 

Bu yıllar içerisinde Üstad da yazıları, düşünceleri ve verdiği konferanslarından dolayı toplamda 8 defa farklı gerekçelerle hapase atılmıştır. Buna rağmen inandığı yoldan ve davasından asla vazgeçmeyip kendi hayatını ve davasını anlatırken şu sözleri kullanmıştır:

 

"Benim hayatımda fikir ve aksiyon birdir... Hapishane kapıları bana fikir kapısı olarak açıldı."⁴ Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Üstad, yalnızca bir şair değil, aynı zamanda milletine yön göstermek isteyen bir dava rehberidir. Onun gözünde dava, uğruna her şeyin feda edilebileceği bir hakikattir.

 

1980 yılında “Türk Edebiyatçılar Derneği” tarafından ardından bıraktığı “ İdeolocya Örgüsü, Çile, Tohum, Kaldırımlar”gibi büyük eserler sonrasında şairliğini davaya yoğurmuş Üstad'a “Sultan'uş Şuara (Şairler Sultanı)” ünvanı verilmiştir.

 

"Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.../ Hiç Güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?!"dizeleri ile ölümün arkasındaki o güzel simayı, iman gözüyle bakıp gören Üstad bizlere de bunu dizelerinde göstermiştir. Ve Üstad 25 Mayıs 1983 yılında vefat etmiştir. İstanbul Eyüp Sultan Mezarlığı'nda medfun bulunmaktadır.

 

Rabbim Üstad gibi hakikat yolunda mücadele edenlerden razı olsun. Bizleri de bu yolda olanlardan eylesin.

 



Bu haber toplam 187 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler

İMSAKGÜNEŞÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
04:2205:4411:4514:5817:3418:49

Tüm Hakları Saklıdır © 2018 Genç Diriliş Dergisi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.