
Sitemiz yazarı Ancuzi mizahi olarak güzel ifade etmişti meseleyi “Sniper’de Sörf Yaptığımız Ah O Günler “ başlıklı yazısında. Okumamışsanız mutlaka okuyun. Okumuşsanız tekrar okumanızın da bir sakıncasının olmadığını belirtmek isterim. Laf aramızda ben en az 3-4 defa okudum.
Konu ile ilgili ciddi yazının da sayısı az değil. Bu konuda yine site yazarımız Bilal Akgül ‘ün “Sosyal Medya Bizim Neyimiz Oluyor?” yazısı ve “A(h) Sosyal Medya” yazıları işin ciddiyetini ele alan yazılar. Yazılar kısa ama istifadeli yazılar.
Sitemizin yeni yazarı Sarenur Çelik’in “Bataklığa Batıran Mecralar” başlıklı yazısını mutlaka okuyun derim.
Sarenur kardeşimizin bu mecra ile ilgili tecrübelerini aktardığı istifadeli bir yazı. Okuyun ve okutun.
Sitemizin kalitesi günden güne gelişiyor maşallah.
Efendim konuya geçmekte fayda var.
Görünmenin yaşamaktan, konuşmanın eylemekten, tüketmenin üretmekten, günü birlik hazzın direnmekten çok daha cazip geldiği zamanlardan geçiyoruz. Geçtiğimiz pek söylenemez. Bu zamana takılıp kalmışız maazallah.
Sosyal medyanın zehri içimize öyle işlemiş ki bu yeni ruh halinin gereklerini yerine getirmeden hayatımızın idamesini gerçekleştirmek çok da mümkün görünmüyor. Kimi zaman kimileri için nefes almak bile mümkün olmuyor.
Hayatımızın mahremi kalmamış. Kendimizle baş başa kalma kavramı anlamını yitirmiş, illa görünmemiz, illa bilinmemiz, illa gündem olmamız lazım. Bu ne menem bir şey ya Rabbi!
Hâlbuki ne güzel ifade eder Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Sağ elin verdiğini sol el görmesin” diye. Ya da “İyilik yap denize at balık bilmezse Halık bilir” diye. Hayatın merkezine konulan bu ilkeler ne güzel ilkeler.
Kelli felli hanımefendı, Filistin için kermese katkıda bulunuyor, yardım ediyor ya da organize ediyor. Ya sevgili kardeşim! Kermesin her karesinin fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşmak takvanın neresine düşüyor? Tam olarak bu yaptığın nedir sevgili kardeşim? Yok, yani kendi fotoğrafını çekmeden de kermesin tanıtımını yapabilir, insanları yönlendirebilir, işin ciddiyetini ve Filistinli kardeşlerimizin içinde bulunduğu vahim durumu ifade edebilirdin.
Bir de şu: Filistinli kardeşlerimiz sahi onlar için yaptığımız bu yardım çalışmasının görünme boyutunu, sosyal medya boyutunu görse nasıl değerlendirirlerdi? Ne derlerdi buna acaba?
Şüphesiz, sosyal medyada adımızın, sanımızın, çalışmalarımızın hiç bulunmasına, görünmesine gerek yok şeklinde bir düşüncemiz yok. Hatta ölçülü ve ilkeli olması koşulu ile belli bir oranda görünmesinde fayda bile vardır. Mevzu şu: İşimizin artısının eksisinin, kârının zararının, takvasının muhafazasının dikkate alınması, iyi hesaplanması gerekir.
Meseleyi toparlamaya çalışalım. Sosyal medya, çokça görünmenin hastalık halini aldığı, görünme hastalığının insana bulaştığı bir mecra. Geriye dönebilmek, geri adım atabilmek, bazen görünmez olmak lazım. Buna ihtiyacımız var. Buna ruhumuzun çokça ihtiyacı var. Sadece ruhumuzun değil, kalbimizin, gözlerimizin, hatta ellerimizin, ayaklarımızın...
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in peygamberlik gelmeden önce uzun zaman mağarada kalması, peygamberlik geldikten sonra ise teheccüd namazının ona farz kılınmasını (bize de sünnet) biraz da bu açıdan, görünmenin bilimi ve görünmenin sosyal psikolojisi açısından bakmakta fayda var. Rabbim bizleri görünme hastalığından muhafaza etsin. Âmin.